Ana sayfa İç Politika AKP, IŞİD’e niye sessiz? El Nusra: AKP’nin ‘iyi çocukları’

AKP, IŞİD’e niye sessiz? [Haber-Analiz: Ahmet Dönmez] El Nusra: AKP’nin ‘iyi çocukları’ [Haber Analiz: Erman Yalaz]

539
0
PAYLAŞ

Terör örgütü IŞİD’in, elinde esir tuttuğu 2 Türk askerini diri diri yakması, Türkiye’yi ayağa kaldırdı. AKP ve yandaşları ise sessizliğe büründü. Bunun tabi ki çok anlaşılır sebepleri var. Şu ana kadar yaşananlar, atılan adımlar, izlenen politikalar, kullanılan söylemler ortada son derece girift bir ilişkinin var olduğunu ispatlıyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı, Damat Berat Albayrak’ın petrol ticaretinden IŞİD-MİT ilişkilerine, Erdoğan’ın “Velev ki pazarlık yaptık” diyerek terör örgütünü muhatap haline getirmesinden dönemin başbakanı Davutoğlu’nun “Öfkeli gençler” tanımlamasına, militanların Türkiye’de tedavi edilmesinden İstanbul’da kılınan bayram namazlarına, yandaş gazeteci ve akademisyenlerin IŞİD övgülerinden Saray’a bağımlı yargının bütün şüphelileri serbest bırakmasına kadar yüzlerce örnek, ister istemez AKP’yi hedefe oturtuyor.

HEM GÜÇ BİRLİKTELİĞİ HEM GÖNÜL BİRLİKTELİĞİ

Suriye’de bütün planlarını Beşşar Esad’ın gitmesi üzerine kurgulayan AKP rejimi, bu uğurda El Nusra’dan IŞİD’e kadar hemen bütün terör örgütlerini öyle ya da böyle destekledi. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin, “IŞİD’e, Esad’ı devirmek isteyenler sebep oldu” açıklaması da bunu kastediyordu. Bu cümlenin muhatabının Türkiye ve Suudi Arabistan olduğunda hemen bütün uzmanlar hemfikir. İzlenen taktik, “Esad devrilecek, sonra da IŞİD tasfiye edilecek” şeklindeydi. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, o dönem söylediği, “Esad gitsin, Suriye halkı onları içlerinde barındırmaz” cümlesi de bunu ifade ediyordu. Fakat Esad’ın bir türlü gitmeyip daha da güçlenmesi ile birlikte AKP rejimi daha da agresifleşip bu tür terör örgütleriyle kurduğu ilişkiyi daha da ilerletti.

Vahşi terör örgütü ile ilişki maalesef sadece ‘stratejik müttefik’lik düzeyinde değildi. Ne kadar inkâr edilirse edilsin bir ‘gönül birlikteliği’ de söz konusu. AKP tabanında ya da yandaş kalemler arasında IŞİD’e övgüler dizenden bir türlü ‘terör örgütü’ demeye içi el vermeyene kadar değişik tonlarda ‘sempatizan’a rastlamak mümkün.

‘NANKÖR IŞİD’

AKP yöneticilerinin de uzun süre IŞİD’i ‘terör örgütü’ olarak niteleyememesi belki şimdilerde hatırlanmıyor olabilir. Fakat bu, 2013 ve 14’ün popüler tartışma konularından biriydi. Dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun örgütü ‘bir grup öfkeli Sünni genç’ olarak tanımlaması ise unutulmayanlar arasında. 7 Ağustos 2014 tarihli açıklamasında IŞİD’in Irak’taki varlığını ‘bir nevi reaksiyon’ olarak tanımlayan Davutoğlu, “IŞİD dediğimiz yapı radikal, terörize gibi bir yapı olarak görülebilir ama oraya katılanlar arasında Türkler, Araplar, Kürtler vardır. Oradaki yapı, daha önceki hoşnutsuzluklar öfkeler büyük bir cephede geniş bir reaksiyon doğurdu” değerlendirmesini yapmıştı.

22 Ekim 2015’te başbakan olarak IŞİD’e ‘nankör’ demesi de siyasi hafızaya kaydolan ‘itiraflar’ arasında. 17 Haziran 2014’te yandaş Ülke TV’nin Bıçak Sırtı programına katılan Star yazarı (daha sonra AKP Milletvekili oldu) Orhan Miroğlu’nun, “PKK ve IŞİD’i terör örgütü olarak görmüyorum” cümlesi de semboller arasına girdi.

SARAY’IN IŞİD’LE PETROL TİCARETİ

Söz konusu AKP olunca ilişkinin  ‘ekonomik  boyutu’ da olmazsa olmazlardan. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın damadı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’ın mailleri, IŞİD’le kurulan ‘petrol hattını’ gözler önüne sermişti. Redhack ve Wikileaks tarafından yayınlanan maillerde, Albayrak’ın, IŞİD’le petrol ticareti yapan Powertrans isimli şirketin yöneticisi olduğu anlaşılmıştı. Personel alımından maaşlarına kadar şirketin her şeyinin Berat Albayrak’a sorulduğu ortaya çıkmıştı.

Uçak krizinin ardından Erdoğan’ın ‘kirli çamaşırlarını’ dökme noktasında hiç de ‘diplomatik’ davranmayan Rusya da bu ilişkiyi uluslararası arenaya taşımıştı. Aralık 2015’te Moskova’da gazetecilere bir brifing veren Rusya Savunma Bakan Yardımcısı Anatoly Antonov, Erdoğan ve ailesini IŞİD’le doğrudan petrol ticareti yapmakla suçladı. Rusya, iddialarını daha da ileri boyutlara taşıyarak Türkiye’nin IŞİD’e silah yardımı yaptığına dair bir takım belgeleri BM Güvenlik Konseyi’ne götürmüştü.

Nisan 2016’da Rusya’nın BM Daimi Temsilcisi Vitaliy Çurkin, Türkiye’nin Suriye’de IŞİD’in kontrolü altında bulunan bölgelere yasadışı yollardan silah ve mühimmat gönderdiğine ilişkin belgeleri BM Güvenlik Konseyi’ne sundu. Güvenlik Konseyi’ne sunulan belgede, “Türkiye, IŞİD’in ana silah ve askeri teknoloji tedarikçisi durumunda. Bu amaç doğrultusunda yasadışı örgütleri kullanan Türkiye’de tüm bu organizasyonu idare eden Milli İstihbarat Teşkilatı. Sevkiyat, arabalarla ve insani yardım konvoylarıyla gerçekleştiriliyor” denilmişti.

Aslında BM, bu iddiaya çok da yabancı değildi. Temmuz 2015’de BM Güvenlik Konseyi’nin El Kaide Yaptırımlar Komitesi’ne gönderilen bir raporda, Türkiye üzerinden IŞİD’e kaçak silah taşındığı öne sürülmüştü.

IŞİD-MİT İLİŞKİLERİ

Rusya’nın gündeme getirdiği MİT-IŞİD ilişkileri hakkında ise oldukça zengin bir müktesebat mevcut. Ankara Gar katliamı davası sanıklarından Mehmettin Baraç, Kasım ayı başındaki duruşmada ne demişti, hatırlayalım. IŞİD lideri Ebubekir el Bağdadi’ye mektup gönderdiği iddiası sorulan Baraç, “Bağdadi’ye mektup göndermiş olsaydım şu an sizinle değil, Hakan Fidan ile görüşüyor olurdum” şeklinde manidar bir cevap vermişti. Halen AKP Bingöl Gençlik Kolları üyesi olduğunu söyleyen Baraç’ın Bağdadi ile Fidan arasında böyle bir bağ kurması dikkat çekiciydi.

Ancak bu ilk değildi. HDP Mersin ve Adana binalarına bombalı saldırı gerçekleştiren IŞİD üyesi Savaş Yıldız’ın itirafları ilk akla gelenlerden. Yıldız, Suriye’de YPG’nin elindeyken 22 Mart 2016 tarihinde ANHA haber ajansına görüntülü bir röportaj verdi. ‘Ebu Bekir’, ‘Efe’ ve ‘Ebu Mus’ab’ kod adlı Türkiye’deki 3 üst düzey IŞİD yöneticisi için “MİT ajanı” dedi. Bu üçü de daha sonra Ankara Garı katliamında karşımıza çıkacaktı.

Bu isimler, İlhami Balı, Yunus Durmaz ve Edremit Türe. Bu isimlerden Yunus Durmaz’ın daha önce de MİT’le karanlık bağlantıları gündeme geldi. CHP İstanbul Milletvekili Eren Erdem, katliamın 1. yıldönümünde ABC Gazetesi’ndeki köşesinde, Durmaz’ın 2009 yılında El Kaideci olduğu şüphesiyle yakalandığını ama MİT’ten gelen bir yazıyla serbest bırakıldığını iddia etti. Gar katliamı sanıkları arasında Durmaz’a bağlı çalıştığı iddia edilen 3 isim daha var ki iddiaya göre onlar da 2014 yılında MİT sayesinde hapisten kurtulmuşlardı. Bunlardan biri Yunus Durmaz’ın ağabeyi Ökkeş Durmaz. Diğer ikisi Ahmet Güneş ve Mustafa Delibaşlar.

Evrensel’den Tamer Arda Erşin, 7 Ağustos 2016 tarihli haberinde MİT’in bu 3 isim için 2014 yılında devreye girdiğini yazdı. Haberde, gözaltına alınan bu 3 kişinin, beraberlerinde IŞİD militanı olduklarını ispat eden çeşitli dokümanlarla yakalanmasına rağmen MİT’in 30 Ekim 2014 tarihinde mahkemeye “Sanıkların IŞİD’le alakası yoktur” diye rapor gönderdiği bilgisi yer alıyordu Sonuçta Antep 5. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti, raporun geldiği gün oybirliği ile 3 sanığı tahliye etmişti.

MİT’LE YAZIŞAN IŞİD EMİRİ

‘IŞİD’in teknoloji emiri’ ünvanı taşıyan Ersen Çelik de MİT bağlantılarını gündeme getirenlerden. Gaziantep Emniyeti’ne verdiği bir ifadede, Suriye’deyken MİT’le görüştüğünü anlattı. MİT yetkilileri ile WhatsApp’tan yazıştığını söyleyen Çelik, telefonunda hala bu yazışmaların ve numaraların bulunduğunu belirterek Emniyet’e teslim etti.

Yine iddianamede Ankara katliamı da dâhil Türkiye’deki tüm IŞİD saldırılarının emrini verdiği öne sürülen İlhami Balı da şüpheli ilişkileri ile dikkat çeken biri. Savaş Yıldız’ın kod adını verdiği 3 MİT ajanından biri de oydu. Ankara saldırısının baş faili olduğu iddia edilen Balı’nın bütün faaliyetlerinin Emniyet ve MİT tarafından takip edildiğini, telefonlarının dinlendiğini ama bir kere bile operasyona maruz kalmadığı, belgeleriyle ortaya çıkmıştı.

MİT ve IŞİD bağlantıları Niğde saldırısında da gündeme gelmişti. 1 polis, 1 asker ve 1 sivili şehit eden IŞİD militanlarının yargılandığı davanın firari sanığı Heysem Topalca’nın, MİT çalışanı olduğu iddia edilmişti.

‘BİZ BAKKAL DÜKKÂNI İŞLETMİYORUZ’ DEMİŞTİ

Bu özet, terör örgütü ile istihbarat teşkilatı arasındaki bağlara ilişkin. Bundan daha önemlisi ise siyasi irade ile ilişkileri. Eski başbakan yardımcısı Emrullah İşler’in, “IŞİD öldürüyor ama işkence bari yapmıyor” diye yücelttiği bir örgütten bahsediyoruz.

Örgütün İstanbul’da açık alanda kalabalık bir grupla kıldıkları bayram namazı çarşaf çarşaf gazetelerde yayımlandı. IŞİD militanlarının Hatay, Gaziantep, Urfa hastanelerinde tedavi oldukları resmi Emniyet raporlarına bile girdi. Hatta hastaneler yetmeyince Diyanet’in misafirhanelerini kullandıkları da resmi evraklarda görülen gerçekler. Teröristlerin Türkiye’de nerelerde eğitim aldıklarını artık sokaktaki vatandaş bile biliyor.

Oysa Erdoğan, sorulduğunda “Biz bakkal dükkânı işletmiyoruz, devlet yönetiyoruz” diyor. Malum, Musul’da rehin alınan 49 vatandaşımızın 40 IŞİD militanı ile takas edildiği ortaya çıkmıştı. Bunun için terör örgütü ile ‘resmi pazarlık’ yapılmıştı. Erdoğan, 21 Eylül 2014’te ‘takas’ iddiaları sorulunca “Velev ki takas ettik, ben bir cumhurbaşkanı olarak şuna bakarım, artık ülkeye geldiler, ailelerine kavuştular. Devlet yönetmek, bakkal işletmeye benzemez” demişti. Ama şimdi anlaşılıyor ki bakkal bile yönetemeyecek haldeler.

http://www.tr724.com/akp-iside-niye-sessiz-haber-analiz-ahmet-donmez/

Rus Büyükelçi Andrey Karlov’un Ankara’nın göbeğinde hem de bir çevik kuvvet polisi tarafından suikastle katledilmesi, AKP hükümetinin Ortadoğu’daki radikal İslamcı-cihadist gruplarla ilişkilerini tekrar gündeme getirdi. Karlov’u öldüren polis Mevlüt Mert Altıntaş, El Nusra cihad marşını söyledi. Kaldığı yerdeki aramalarda “ABD ve Rusya’nın sonu yakındır. Artık kıyam vaktidir. Beldelerimizde güveni hissetmedikçe sizler beldelerinizde güvende olmayacaksınız” notu bulundu. İktidar ve medyası ilk dakikadan ‘fetö’ deyip hedef şaşırtmaya çalışsa da Altıntaş’ın cinayeti işlerken de benzer sözleri söylemişti. Bir gün sonra, eski adı El Nusra olan olan Fetih El Şam, suikastı ve eylemi üstlendiğini duyurdu. Akşamında yalanlansa da El Nusra, ABD ve Rus yetkililerin daha ilk dakikalarda işaret ettiği örgüt oldu. Peki kimdir bu El Nusracılar? Türkiye ve AKP iktidarıyla ilişkileri nasıldır? Eylemleri ve suikastleri nelerdir?

SURİYE CİHATÇI MERKEZİ HALİNE GELMESİNDE EL NUSRA’NIN ROLÜ

Örgüt ilk çıkışta ismini Şam Halkına Destek Cephesi olarak duyurdu. 2012’nin başında internette yayınlanan bir video ile kuruluşunu ilan etti. Suriye’de Esed Rejimi’ni devirerek bir ‘İslam Devleti’ kurmak istediğini ilan eden El Nusra, savaşçı cephenin de en önde gelen yapılarından biri haline geldi. El Nusra Cephesi, bir yıl sonra El Kaide’ye bağlılığını ilan etti. Ta ki Türkiye’deki 15 Temmuz darbe girişimine kadar. Darbeden 10 gün sonra 26 Temmuz’da El Kaide’den ayrıldığını ve ismini de Şam Fetih Cephesi olarak değiştirdiğini açıkladı.

IŞİD gibi El Nusra da, MİT tırlarıyla Türkiye’den Suriye’deki cihatçı gruplara silah sevkiyatı yapıldığı ortaya çıktığında tartışıldı en çok. Ocak 2015’de Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nde görüşülen İzleme Komitesi Raporu’nda IŞİD ve El Nusra Cephesi’nin ellerindeki silah ve mühimmatın büyük bölümünün Türkiye üzerinden gizlice gönderildiği vurgulandı.

MİT TIRLARININ YAKALANMASI BUZDAĞININ GÖRÜNEN YÜZÜ

MİT tırlarını durduran savcıların tabiriyle Türkiye aslında uluslararası bir suç işlemekten alıkonulmuştu. Hatay Kırıkhan’da önce içinde ilaç var denen tırlardan tonlarca silah-mühimmat çıktı. Hem mevcut yasalara ve anayasa aykırı bir faaliyetti bu hem uluslararası hukuka. Tırların sayısı 2000’den fazlaydı üstelik. Suriye iç savaşına nakledilen silahların en açık delili olan tırlar bir yerde Nusra Cephesi gibi yapıların silahlandırılması ve lojistik desteğinin sağlanması anlamına geliyordu.

el nusra mit

IŞİD SİLAHLI CİHATÇILARA NE ÖĞRETTİ?

Kan donduran eylemleri ve 18 ülkeden 40 radikal grubun desteğini alarak Afganistan, Kafkasya ve Bosna-Kosova (Balkan) savaşlarındaki radikal İslamcı silahlı örgütlerin hamisi konumuna yükselen IŞİD, Suriye savaşında bu grupların adeta paradigmalarını değiştirdi. Önce Irak ve Suriye’de örgütlenme, sonra petrol kaynakları, enerji kaynakları ve ekonomik zenginliği olan bölgeleri ele geçirme ve topraklarda kalıcı devlet kurma ve ilan etme aşamalarını icra ederek adeta örgütler için bir cazibe oluşturdu.

Bu rüzgarın içinde  daha çok El Kaideye bağlı yapılarla teması olan El Nusra,  tıpkı IŞİd gibi Temmuz 2014’te lideri Ebu Muhammed El Colani’nin ses kaydıyla ‘İslami Emirlik’ kurmayı amaçladığını ilan etti. Yani toprakları, mahkemeleri, ordusu olan bir İslam Devleti hayalini dünyaya duyurdu. Bundan tam bir ay önce Türkiye’nin kritik bir hamlesi olmuştu. AKP hükümeti 18 Haziran 2014’te, üstelik Bakanlar Kurulu Kararı ile El Nusra ve bağlı örgütlerini terör listesinden çıkarttı. Himaye resmi gazete kaydıyla teyit edildi.

20 BİN NUSRACI, 60 BİN IŞİDÇİ….

El Nusra, bir yandan da IŞİD ile mücadele ediyordu. 2014’teki bu savaşta El Nusra büyük kayıplar verdi.  İstihbarat raporlarına göre El Nusra’nın 20 bin, IŞİD’in ise Suriye’de 60 bin civarında militanı olduğu ileri sürülüyor.  Nusra Cephesi, Özgür Suriye Ordusu adına alan Suriyeli muhalifler içinde savaşçılığı ile öne çıkmıştı. Bu yüzden 2015’te Rusya’nın Suriye iç savaşına Esed rejiminin ve İran’ın yanında  hava harekatları ile girmeye karar verdiğinde hedeflerden biri haline geldi. IŞİD gibi El Nusra mevzileri de bombalandı Rusya tarafından. İran ve Hizbullah’ın bir yıl önce başlattığı kara operasyonlarının da hedefinde El Nusra vardı. Hama, Humus, İdlip derken en son Halep’te Rusya destekli Suriye Rejim güçlerinden alınan büyük yenilgi Ankara’da işlenen karanlık suikastin de temel motivasyonlarından biri oldu. İran Fetih El Şam ve destekçilerini hedefe koyduğunda, Sünni bir Ordu kurmakla suçlayarak saldırılarına bahane üretti.

TAHLİYELERİN ANA KONUSU SİLAHLI MİLİTANLAR

Halep’teki son bir aydır yaşanan insanlık trajedisinin içinde silahlı muhalif grupların tahliyesi ‘arka kapı diplomasisi’ ile en çok konuşulan konuydu. Türkiye, otobüslerle tahliyelere talip olduğunda da radikal örgütleri kurtarma iddiaları dillendirildi ki, Suriye savaşının her aşamasında olduğu gibi, AKP hükümetinin tavrı bu yöndeydi. Hükümetin, radikal silahlı gruplara verdiği destek artık uluslararası raporlara geçmiş vaziyette. Suriye politikalarının iflas etmesi ise bir başka skandal aslında. En son Moskova’da Rusya, İran ve Türkiye’nin oturduğu pozisyon, Erdoğan ve AKP Suriye stratejilerinin çöküşü demek.

Daha 2-3 hafta önce ‘Suriye’ye Esed rejimini yıkmak için girdik’ söylemini ağzından kaçıran irade, IŞİD, El Nusra dahil Suriye’de radikallerin temizlenmesi için işbirliğine oturduğunu ilan etti.  Suriye’de savaşın bitmesi anlamına gelecekse elbette bu tavır diplomatik olarak alkışlanabilir. Ancak El Nusra ve benzeri muhalif silahlı grupların ‘ölüm kalım mücadelesi’ verdiği çok açık ortada. Ve AKP’nin bugüne kadar ‘iyi çocuklar’ diyerek himaye ettiği bu yapıların bu yenilgiye tahammülü olmayacak. Ankara’daki suikastın bir ayağı AKP’nin de durumdan ders çıkarması mesajını içeriyor. Saldırgan polis Altıntaş’ın Büyükelçi Karlov’a  yerde yatarken bile defalarca mermi sıkması açık bir kin ve intikam hissiyle motive edilmiş bir seri katil davranışı olarak kayıtlara geçti.

ABD DE RUSYA DA EL NUSRA KONUSUNDA TÜRKİYE’Yİ UYARDI

Bir kaç ay sonra, 15 Mart 2017’de Suriye’de savaş 6. yılına girecek. 18 milyon nüfuslu ülkenin yarıdan fazlası evinden yurdundan edildi, en az 5 milyon insan mülteci Türkiye, Ürdün ve Avrupa ülkelerinde mülteci durumunda.

‘SURİYE’DE NE İŞLER ÇEVİRDİĞİNİZİ BİLİYORUZ!’

Türkiye El Nusra arasındaki siyasi serencamı, Mayıs 2013’teki ABD Başkanı Barack Obama, dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan arasındaki gergin Suriye görüşmesiydi. Nusra Cephesi’nin dünyanın değişik yerlerinden gelen cihatçıları organize etmesi, AKP hükümetinin ise buna göz yumması, üstüne Suriye iç savaşına silah aktarma desteği toplantının gergin geçmesinin sebebiydi. Obama’nın MİT Müsteşarı Hakan Fidan’a ‘Ne işler çevirdiğinizi biliyoruz’ dediği de gündeme geldi.

Erdoğan, başta olmak üzere hükümet çoğu yerde El Nusra’yı savundu. Rusya’nın savaş uçağının Türk jetleri tarafından düşürülmesinden sonra masaya sürülen argümanlardan biriydi El Nusra. Rusya’nın IŞİD’i vurmasına ses çıkartmıyoruz, Nusra neden hedefde deniyordu. Bu en somut ifadeyle Erdoğan’ın 21 Haziran 2016’da Ankara’da ‘El Nusra’ya niye terör örgütü diyorsunuz?’ çıkışı oldu.

Kendini El Nusracı olduğunu ilan eden Çevik Kuvvet Polisi’nin Rus Büyükelçi suikasti tam bir kırılma hali meydana getirdi. Türkiye, IŞİD ile birlikte Nusra Cephesi’ni de aynı kategoride; Suriye’den temizlenmesi gerekenler kategorisine aldı. Hem ABD hem Rusya’nın El Nusra ile ilgili açık tavrı, bu yapıyı terör örgütü olarak açık şekilde zikredip Türkiye’yi her defasında diplomatik olarak sıkıştırması konusundaki diplomatik kanallar tükendi artık. Çünkü artık bizzat Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun imza attığı metinlerle, Halep tecrübesiyle El Nusra, desteksiz kaldı. Moskova’daki imzalar Suriye politikasının iflasının fotoğrafı olduğu kadar, El Nusra ve IŞİD gibi örgütlerin bundan sonraki eylemlerinde hep bahane olarak kullanılacak/kullanılıyor.

ÜLKÜCÜ NUSRACILAR NEREDEN ÇIKTI?

El Kaide uzantısı El Nusra’nın çatısını oluşturduğu Ceyş-ul Fetih, yayınladıkları bildiride Ankara’da Rus Büyükelçi’ye suikastı kendilerinin tertiplediğini duyurduğu açıklamasında önemli ipuçları vardı. “Dünya Halep’teki yaşananlara sessiz kaldığı, Levant’taki Müslümanlara destek gelmediği için Bozkurtlar Hareketinin (Ülkü Ocaklar’na bağlı) ve Hizb-ul Islami el Turkistani grubunun katılımı ile Suriye halkının zaferi için Ankara’daki Rus Büyükelçisi Andrei Karlov’un idamını Ceyş-ul Fetih aslanlarından bir aslan Mert Altuntaş üstlenmiştir.” Bozkurt veya Ülkücü’lerin Suriye savaşı ile ne ilgisi var diyenlere, Rusya’nın savaş uçağı düşürüldüğünde havada pilotu kimlerin hedef aldığını hatırlatmakta fayda var.

TEŞKİLAT REFERANSLI 25 BİN AK-POLİS

Olayın bir başka yanı da Emniyet teşkilatındaki 2014’ten itibaren yapılan işe alımlar. Son 2.5 yılda  AKP hükümeti cemaati temizlediğini söyleyerek 25 bin polisi göreve başlattı. Daha önce polis akademeleri, polis meslek yüksek okulları ve KPSS gibi seçici ve objektif kriterlerle belirlenen meslek erbabı son yıllarda AKP teşkilatının referansına kurban edildi. Bugün polisin içinde El Nusracı var mı diyenler, poliste ‘fetö’ temizliği yapıyoruz deyip, uzman kadroları temizledi. AKP kadrolaşmasının anomolisi Güneydoğu’da şehirlerin PKK ve KCK militanlarından temizlenmesinde de kendisini gösterdi. Kendilerine ‘Allah’ın arslanı’ anlamında ‘Esedullah Timleri’ diyen bir grup elinde sprey boyalarla duvarlara siyasi mesajlar yazdı. Daha önce bir başka makeleye konu yaptığımız bu yapılanma, denetlenmedi, araştırılmadı.

Ankara suikasti ile bu yapının irtibatlarını henüz bilmiyoruz. Ancak teşkilattaki yeni yapılanma gösteriyor ki,  artık emniyet teşkilatında elindeki istihbarat ile bir başka ülkenin büyükelçisini öldürmeye meyilli, bunu profesyonel bir cinayete devşirebilen kişi/kişiler var.

İŞSİZ KALAN CİHATÇILAR YENİ SENARYOLARIN AKTÖRÜ OLACAK

Masum insanları hedef gösterenler Suriye iç savaşı ile büyüttükleri, silah, mühimmat, lojistik, insan kaynağı desteği ve istihbarat oyunlarıyla kurdukları bu yapıların icraatlarının ceremesini daha çok çekeceğe benziyor. AKP’nin ‘iyi çocukları’  desteklediği ‘cihatçı-islamcı radikaller’, 12 Eylül darbesinden sonra tırnak içinde ‘ülkücü’ bazı grupların ASALA örgütüne karşı kullanılması ve sonra dönüp Türkiye’de mafya hareketinin racon kesen elemanlarına dönüşmesi gibi bir dönüşüm yaşıyor. Suriye savaşı bittiğinde ya da savaştan geri çekilmek zorunda kaldıkça, Türkiye’ye akacak bu yapılar. En iyi bildikleri ve zaten Suriye’ye girdikleri yoldan geri dönecekler. Belki daha tehlikelisi bu tür yapılar Türkiye’de Alevi-Sünni, Kürt-Türk çatışması gibi kaos ve iç savaş provalarının veya siyasi hedeflere yönelik eylem ve karanlık planların da aktörü olarak karşımıza çıkacak.

El Nusra: AKP’nin ‘iyi çocukları’ [Haber Analiz: Erman Yalaz]

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here