Ana sayfa Dış Politika Süfyan’ın rehine siyaseti! Alman ve Fransız gazeteciler esir! Avrupalı Türkleri bekleyen sıradaki...

Süfyan’ın rehine siyaseti! Alman ve Fransız gazeteciler esir! Avrupalı Türkleri bekleyen sıradaki tehlikeler! Mal varlıklarını gizleyen 27 aileye ağır para cezaları kesildi.

496
0
PAYLAŞ
Gazeteci Oktay Yaman’ın araştırmalarına göre, Almanya’da devletten Hartz-4 sosyal yardımları almalarına rağmen Türkiye’deki mal varlıklarını gizleyen 27 aileye ağır para cezaları kesildi. Tamamına yakınının 7 yıldan fazla yardım aldığı tespit edildi.
Elde edilen bilgilere göre sosyal yardım alan ve Türkiye’deki mal varlığını bildirmeyen vatandaşalar, Kuzey Ren Vestfalya, Aşağı Saksonya, Bremen ve Baden Württemberg eyaletlerinde bulunuyor.
Yapılan anlaşmaya göre özellikle Türkiye’deki bir bankada parası, gayrimenkulü (ev, dükkan) veya arabası olanlar ve Almanya’dan Sosyal Yardım (Hartz 4) alanlar, Alman makamlarına bilgi vermesi gerekiyor. Mal varlıklarını bildirmeyenler ağır cezalar ödeyecek.

Türkiye, yeni yıla ‘küçük, tatlı zamlar’ ile girerken, Avrupa’da yaşayan Türkler’e de bir sürpriz yapılmasa ayıp olurdu. Bu sürpriz aylar öncesinden belliydi. Ama köy net olarak görünmesine karşılık, AKP iktidarı ve milletvekilleri bildik masalları anlatmaya devam ediyordu. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’na (AGİT) üye 57 ülke arasında imzalanan Otomatik Bilgi Transferi anlaşması 1 Ocak 2018 itibariyle yürürlüğe girdi. Böylece hem Avrupa ülkelerinde yaşayıp buradan sosyal yardım alan hem de Türkiye’de mülk edinen Türkler için hayat zorlaşmış oldu.

Avrupa’da sosyal yardım alanları ikiye ayırmak gerekiyor: Gerçekten ihtiyacı olanlar ve sosyal yardımı geçim kapısı olarak görenler. Refah devletinin olmazsa olmazlarının başında, devletin geçimini sağlayamayan vatandaşlarına sosyal yardımda bulunması gelir. Bu yardımlar daha çok kira, ilaç vb. yardımları içerir. Gerçekten mağdur olanların başında ilk nesil gurbetçiler var. Emekli maaşının miktarı çalıştığınız yılla orantılı olduğu için, Avrupa’ya ilerleyen yaşlarda gelip uzun yıllar çalışmadan yaş haddinden dolayı emekli olan Türkler daha düşük emekli maaşı almakta. İlk kuşak Türklerden bu sorunu yaşamayan neredeyse yok. Geçimlerini doğal olarak devletten alacakları kira yardımı gibi sosyal yardımlarla sağlıyorlar.

Bir de devleti geçim kapısı olarak görenler var. Çalışmadan geçinmeyi alışkanlık haline getirenler, Avrupa’dan yaptıkları tasarruflarla Türkiye’de yatırım yaptılar. Sosyal yardım için müracaat ettiğinizde bulunduğunuz ülkedeki mal varlıklarınıza bakılıyordu. İşte Otomatik Bilgi Transferi anlaşmasının yürürlüğe girmesiyle artık yurtdışındaki mal varlıklarınız da sorgulanacak.

AVRUPA’DAKİ 1,5 MİLYON TÜRK’Ü ETKİLEYECEK KARAR

Avrupa’da yaklaşık 1,5 milyon Türkün sosyal yardım aldığı tahmin ediliyor. Sadece Almanya’da bu rakam 1 milyonu buluyor. Almanya’da yaşayan 50 yaş üstü Türkler arasında yüzde 70, gençlerin ise yüzde 30’u işsiz olduğundan sosyal yardımla geçimini sağlıyor. Bu Türklerin, Türkiye’deki bankalarda paraları, evleri, arabaları ya da herhangi bir mal varlıkları varsa sosyal yardımları kesilecek. Mal beyanında bulunmayan gurbetçiler vergi kaçakçısı konumuna düşecek, vergiyi ödemeyenlere hapis yolu bile görünebilir. Türkiye’de miras yoluyla dahi olsa mal varlığı bulunanlar bunları bulundukları ülkede beyan etmek durumunda kalacak. AKP iktidarı altına imza attığı anlaşmaya rağmen, hala ‘gurbetçilerin bilgisini paylaşmayacağız’ demeye devam ediyor. Oysa anlaşmanın daha ilk günlerinde Almanya’dan ceza haberleri gelmeye başladı bile.

Bazı gelişmeler göstere göstere geldi ama biz nedense hep kaçak güreşmeyi tercih ettik. Suiistimal ettiğimiz her hak elimizden alındı. Lakin biz ders almamaya devam ettik. Peki, sırada suiistimal edenleri bekleyen başka hangi ‘tehlikeler’ var?

ÇİFTE VATANDAŞLIK MESELESİ

Çifte vatandaşlık birçok ülke tarafından kabul görmüyor. Türk vatandaşlığından çıkarken bir tercih yapmanız gerekiyor. Klasik mantık burada da devreye giriyor. Türk vatandaşlığından çıktığına dair konsolosluktan belge alınırken, pasaportunu iade etmiyor. Bulunduğu ülke vatandaşlığına geçince, yeniden müracaat ederek Türk vatandaşlığını alıyor. Bu suiistimale maalesef Türkiye de destek oldu.

Pek dikkat çekmeyen bu suiistimal ilk kez 16 Nisan Referandumu’nda Avusturya’da patlak verdi. Oy kullanmak için sıraya geçen Türkleri mercek altına alan Avusturyalı yetkililer, sadece Avusturya vatandaşı olarak görülen çok sayıdaki Türkün kanunlara aykırı olarak Türk vatandaşı olduğunu da tespit etmiş oldular. Tespit edilen isimlere ceza gelirken, çok sayıdaki Türk hemen Türk vatandaşlığından çıkmak için konsolosluklara akın etti. İşte sırada bekleyen ‘tehlike’nin adresi yasak olduğu halde yeniden Türk vatandaşlığına geçenler. Bu durumda sadece vatandaşlığı elinden alınmıyor, sahip olduğu süresiz oturum hakkı da iptal ediliyor.

SAHTE EVLİLER VE EMEKLİLER

Sahte evlilik, Avrupa’ya kazandırdığımız bir terim. Evliliğin sahtesi olur mu? Oldu hem de yıllarca. Avrupa’ya kapağı atmak için Türkiye’de eşinden boşananlar, Avrupa’dan biriyle para karşılığında evlilik yaptı. Önce Türkiye’deki eşinden olan çocuklarını yanına getirdi. Sonra süresiz oturum hakkını alınca, kâğıt üzerindeki eşinden boşanıp Türkiye’deki eski eşiyle yeniden evlendi. Ülkenin durumuna göre 3–5 yıl arasında tüm aile Avrupa’ya gelmiş oldu. Danimarka ve Hollanda gibi ülkeler sahte evlilik yapanlarla mücadeleye başlamıştı. Diğer ülkeler de yakında bu suiistimalin önüne geçmek için bu iki ülkenin yolunu takip edecektir. Gözünü açan bu ülkeler artık sahte evlilik yapıp, eski eşini getirmek isteyenlere geçit vermiyor. Bu ‘tehlike’ giderek yaklaşıyor. Haberiniz olsun!

Son piyangomuzun adresi emekliler olacak. Ülkenin durumuna göre emekliler yurtdışında 6 ay kadar kalabiliyor. Avrupa’dan maaş alıp, Türkiye’de yaşamak daha ucuz olduğu için bu 6 aylık süre duruma göre 9 ayı buluyor. Hatta bazıları evlerini kiraya verip, Türkiye’ye yerleşiyor. Hem emekli maaşı hem kira geliri elde edilmiş oluyor. Ancak bu konuda da yakında deniz tükenecek. Bundan da haberiniz olsun!

‘Avrupalı Türkler için yanlışların bedelini ödeme vakti’ başlıklı yazıyı kaleme aldığımda gelen tepkiler arasında ‘geçinemeyenler ne yapsın’ şeklinde olanlar vardı. Elbette zor durumda olanlara devletin bakması bir yükümlülük. Benim itirazım sistemi suiistimal edip, Türk toplumunun imajına verilen zarardır. Türk ve Müslüman dendiğinde akıllara hep olumsuzluk geliyorsa bunda bizim de suçumuzun olduğunu ortaya koymaktır.


Originally published at www.tr724.com on January 5, 2018.

Almanya ile kirli pazarlık

Federal Almanya, Türkiye’nin demokrasi ve insan haklarından uzaklaştığını belirterek, malî müeyyideleri ihtiva eden siyaset değişikliğini 20 Temmuz 2017’de ilan etmişti. O günden bu yana Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) lideri ve Reis-i Cumhur Recep Tayyip Erdoğan’ın anladığı dilden, yani malî cenahtan yapılan baskının netice vermeye başladığı konuşuluyordu.

Avrupa Birliği’nin (AB) üyelik öncesi malî yardımları kesildi. Gümrük Birliği mutabakatının Türkiye’nin talep ettiği değişikliklere göre yeniden müzakere edilmesi talebine cevap verilmedi. Gümrük Birliği’nde iyileştirme planı daha evvel AB Komisyonu’nda kabul edildiği halde son dakikada tam zıddı bir karar alınması Türkiye’nin üyelik ihtimalini zayıflatmıştı.

ALMANYA’DAN ‘DEMOKRASİYE DÖNÜN’ MESAJI

Almanya, AB kapısından giriyormuş gibi yapan Erdoğan’a altı aydır alenî ya da zımnî mesajlarla ‘demokrasiye dön’ diyor. Aksi halde üyelik defterinin kapatılacağı, Türkiye’nin siyasî ve iktisadî kayıplarının artabileceği diplomatik dille aktarılıyor.

Türkiye’de yatırımlara verilen kredi garantilerinin de askıya alınması, Alman bankalarının musluğu kısması paraya en fazla ihtiyaç duyduğu günlerde Erdoğan’a istemeye istemeye geri adım attırdı. Almanlar için ‘Nazi artığı’, ‘düşmanlarımız’ diyen Erdoğan şimdilerde Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’na nabız yoklattırıyor.

REHİN TUTTUKLARINI BIRAKIYOR

Erdoğan’ın seviye ve diplomatik nezaketten bînasip üslubuna seviyeli ve netice odaklı mukabelede bulunan Almanya Başbakanı Angela Merkel bu tarz-ı siyasetinde netice almaya başladığını gösteren hâdiselerle Çavuşoğlu’nun Almanya ziyareti arasında irtibat var.

İstanbul Büyükada’da toplantı esnasında gözaltına alınıp hapse atılan insan hakları müdafiî Peter Steudtner serbest bırakıldı. Aralık 2017’de Alman gazeteci ve mütercim Meşale Tolu da tahliye edildi. Berlin’in masaya yumruğunu vurduğu 20 Temmuz 2017’de elliye yakın Alman vatandaşı Türkiye’de hapse atılmıştı. Sadece bilinen isimlerin tahliyesi haber oluyor. Diğer Alman vatandaşlarından kaçının tahliye olduğu bilinmese de son iki ayda çok sayıda kişinin tahliye edildiği belirtiliyor.

ERDOĞAN, DENİZ YÜCEL’İ SON KOZ OLARAK KULLANACAK

Die Welt Gazetesi Muhabiri Deniz Yücel’e gelince… Erdoğan, Yücel’i son koz olarak elinde tutacaktır. Muhtemelen sıkıştığı noktada tahliye ettirip Almanlarla yeni bir sayfa açmanın yollarını arayacak.

Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel’in mevkidaşı Mevlüt Çavuşoğlu ile Goslar’daki buluşması Erdoğan’ın yelkenleri suya indirdiğini ele veriyor. AKP iktidarına yakın gazetelerin yazdığının aksine Ankara’nın hali süt dökmüş kediden farksız.

BERLİN’İN KIRMIZI ÇİZGİSİ: İNSAN HAKLARI

İki bakanın buluşmasından net bir açıklama yapılmaması Berlin’in kırmızı çizgilerini muhafaza ettiğini ortaya koyuyor. Diğer taraftan Türkiye’ye silah satışına yeniden müsaade edilmesi için lobi yapan bazı Alman silah tüccarları, tutuklu gazeteciler meseleine ya da Olağanüstü Hal’e fazla aldırmıyor.

Almanya Dışişleri Bakanı Gabriel’in, Alman Der Spiegel dergisine verdiği mülakatta, Almanya’dan Türkiye’ye hâli hazırda durdurulmuş olan silah ihracatının tutuklu gazeteci Deniz Yücel davası ile bağlantılı olduğunu ifade etmesi ‘insan hakları mı, silah mı?’ tartışmalarına sebebiyet vermişti.

‘SİLAHA MUKABİL YÜCEL’ KABUL EDİLEMEZ

Kamuoyu böyle bir anlaşmanın Almanya’nın tutarlı ve diplomatik ihtiyat içerisinde ince ayar yaparak Türkiye’ye mukabil tatbik ettiği siyasetin meşruiyetine gölge düşüreceğinde hem fikir: “Alman vatandaşı olan gazeteci Yücel haksız yere tutuklandı ve Erdoğan’ın elinde rehin. Böyle olduğu halde Yücel’in tahliyesini yeni silah ticaretine bağlamak alay edici bir durum.”

Temel hak ve hürriyetler hiç bir pazarlığa açık değildir. Alman halkı kadar siyasetçiler de bunun farkında. Erdoğan senelerdir AB’ye verdiği reform taahhütlerini yerine getirmediği gibi son iki senede Türkiye’yi sivil bir diktatörlüğe kaydırdı.

CANAVARA DİŞ KİRASI ÖDEMEK

Ben bu satırları kaleme alırken ajanslardan OHAL’in 19 Ocak’tan itibaren üç ay daha uzatılacağı haberi geldi. OHAL’de insan hakları ihlalleri darbe dönemlerini bile mumla aratırken görüldüğü üzere başkan seçilene kadar Erdoğan’ın o sopayı elinden bırakmaya niyeti yok.

AB’nin kuruluş felsefesine dercedilen ve Alman Anayasası’nın merkeze aldığı insan haysiyet ve şerefini hiçe sayan OHAL rejimi devam ederken Almanya’nın tam netice almaya başladığı bir devirde birkaç tank daha satma uğruna duruşundan taviz vermesi zayıf bir ihtimal.

Almanya taviz verirse ne olur? Temel haklara dair nasihat verirken kendisini Erdoğan’ın şantajına açık hale getirmiş olur. Bu geri adım, canavara diş kirası ödemektir.

MÜŞAHHAS ADIM ATMADAN OLMAZ

Gabriel’in böyle bir kirli pazarlığa ikna olacağını zannetmem. Bakan Gabriel, Alman kamuoyunun bu kadar ihlalin yaşandığı Türkiye’ye mükafat gibi hamlelere karşı çıkacağını unutmuş olamaz.

Erdoğan ve etrafındakiler hakaret etmeyi bıraktığına göre bir sonraki adımları atması talep edilecektir. Zira Erdoğan, Ankara’nın ihtiyaç duyduğu kaynakları Rusya ve Çin’den temin edemeyeceğini yaşayarak öğrendi. O halde Almanya haklı taleplerinde niçin geri adım atsın?

CEM ÖZDEMİR: TÜRK HÜKÛMETİNİN ROTASI DÜZELMEDİ

Diplomasinin işlemesine kimse itiraz etmiyor. Bilakis diyalog memnuniyet vericidir. Yeter ki insan hakları paraya feda edilmesin.

Yeşiller Partisi eş başkanı Cem Özdemir aynı endişeyi taşıyor olmalı ki Alman savunma sanayii şirketi Rheinmetall’in Türkiye’de tank fabrikası kuracağı söylentilerine atıf yaptı: “Rehin alan kişiye rehineyi serbest bırakması için ödül olarak bir tank fabrikası inşa etmek bütünüyle absürt bir mantık olur.” ifadelerini kullandı. Özdemir şu hususun altını çiziyor: “Türk hükûmetinin sempati toplama politikası bir rota düzelmesinin sonucu olmadı, aksine ekonomideki sıkıntılar ve siyasî izolasyonla ilgili oldu.”

Almanya’da Özdemir ile aynı endişeleri dile getiren siyasetçilerin sayısı hiç de az değil.

TÜRKİYE NORMALLEŞMEDİĞİ MÜDDETÇE…

Ezcümle Türkiye’de hukuk devletinin asgarî şartlarına sadık kalınmadığı, muhalifler ve gazetecilerin siyasî sebeplerle tutuklu bulunduğu ve OHAL kaldırılmadığı müddetçe Berlin-Ankara arasındaki münasebetlerde normalleşme, AB ile Gümrük Birliği’nin genişletilmesi ve her şeyden önemlisi silah ticareti olma ihtimali sıfıra yakındır.

Çavuşoğlu ile Almanya’ya yoklama çeken Erdoğan, yalan ve hilelerle yol alınamayacağını kabul etmedikçe ve demokrasiye rücu etmedikçe Gabriel ile Çavuşoğlu buluşması çay-kahve içmekten öteye geçemez.


Originally published at www.tr724.com on January 9, 2018.

Yüksek mahkeme, Selefi akımına mensup radikal İslamcı bir Türk’ün “işkence görme tehlikesi ve insanlık dışı tutukluluk koşulları ile karşı karşıya kalabileceği gerekçesiyle” yaptığı itiraz üzerine Türkiye’ye sınır dışı edilme kararını durdurdu.
DW Türkçe’nin haberine göre, mahkemenin kararında “işkence tehlikesinin ciddi dayanakları” bulunduğu ve bu durumun yeterince dikkate alınmadığı vurgulandı. Kararda, kişinin sınır dışı edilmesi durumunda Türkiye’de hukuk devleti kurallarına uygun şekilde muamele göreceğinin garantisi edilmesi gerektiğine işaret edildi.
Kararla birlikte IŞİD destekçisi kişinin Türkiye’ye iade işlemleri durduruldu. Konuyu Alman İdare Mahkemesi’nin incelemesi ve sınır dışı konusunda kararını açıklaması bekleniyor.
BERLİN’DE YARGILANDI
Almanya doğumlu olan ve Almanya’da büyüyen radikal İslamcı Türk, 2015 yılında Berlin’de yargılandığı ceza mahkemesinde 3,5 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. Mahkeme heyeti, yargılama sırasında söz konusu kişinin Selefi çevrelerle bağlantılı olduğunu, Yunud el Şam adlı bir terör örgütüne de mali destek verdiğini tespit etmişti. Sınır dışı edilmesine karar verilen Türk, bir üst mahkemeye giderek karara itiraz etmişti.
Söz konusu Türk itirazında Uluslararası Af Örgütü’nün Türkiye’ye ile ilgili raporlarını delil olarak sunmuş ve Türkiye’deki cezaevlerinde terör şüphelilerinin kötü muamele gördüğünü belirtmişti

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here