Ana sayfa Gündem Mankurtlaş(tırılı)an Türkiye, Müslümanlar ve asrın Kolamanları…

Mankurtlaş(tırılı)an Türkiye, Müslümanlar ve asrın Kolamanları…

538
0
PAYLAŞ

Merhum Cengiz Aytmatov, Türk dünyasının en önemli şahsiyetlerinden birisidir. Türk dünyasına çok önemli eserler kazandırmış bir mütefekkir, büyük Türk dünyasına hedef gösteren, yön veren ve yol haritası çizen gerçek bir aydın ve entellektüeldir. O hayatı boyunca Türk dünyasının problemlerine çare aramış ve insanımızın hastalıklarını mualece edecek ciddi reçeteler ortaya koymuş eserler yazmıştır. Bu eserlerden bir tanesi de “Gün olur asra bedel” romanıdır. Bu romanda bir milletin kendi öz değerlerini, kimliğini, dinini, dilini, kültürünü muhafaza etme savaşını ele alır. Büyük Türk dünyasının maruz kaldığı sinsice asimilasyonu efsaneleştirir bu önemli eserinde…

 

Mankurtlaşmak yavaş yavaş ölmenin adıdır. Ve ölümlerin en kötüsüdür bu ölüm. Çünkü insan öldüğünün, can verdiğinin bilincinde değildir. Şahlar`ın derin planları ile şah damarından kan kaybettiğinin farkında değildir. Türk dünyasında din, dil, kültür ve ahlak yozlaşmasının en çok ıztırabını çeken usta yazar Aytmatov, bütün yaşamı boyunca büyük Türk dünyasının hayalleriyle yaşamış ve özüyle, köküyle buluşup bir olmasının önünde en büyük engel olarak “mankurtlaşmayı” görmüştür. Çünkü “mankurtlaşma” bir milleti yok eden en büyük hastalık, en tehlikeli bela ve musibettir. Ancak ne var ki bu büyük musibetin, kendimiz olarak var olmanın temelini dinamitleyen bu amansız virüsün hala farkında değiliz. Özellikle içinden geçtiğimiz şu dönemde Türkiye`nin beline indirilen en ağır darbenin ve sinsi mankurtlaştırma projesinin farkında değiliz.

 

Mankurtlaşma her devirde farklı metodlarla insanları, aileleri, milletleri, toplumları, devletleri ve imparatorlukları yerin dibine batırmıştır. Mankurt kelimesi Türkçemizde “mankafa” kelimesinin bir yönüyle karşılığı sayılır. Mankurt kelimesini hem kelime manası olarak hem de sosyolojik olarak tam ele alıp manasını veren Cengiz Aytmatov`dur. O, bu kelimenin manasını ruhunu ve bütünüyle muhtevasını “Gün olur asra bedel” romanında ele alır ve çok enfes bir şekilde anlatır. Romanda özetle şöyle resmedilir bu büyük efsane. Juan-Juan adıyla meşhur bir vahşi topluluk vardır. Bu toplum esir aldığı insanları köleliğin adeta zirvesine çıkarmak için beyinlerini yıkar.

 

Bu işlem itina ile şu şekilde yapılır. Bu vahşi topluluk esir aldıkları insanların saçlarını kazır, saçlarını tek tek kökünden çıkarırlar. Daha sonra bir deve veya kuzu derisini başı kazınmış esirin başına sıkıca sararlar. Bu şekilde esiri güneşin altına uzun süre bırakırlar. Deri kurudukça kafayı iyice mengene gibi sarıp sıkar ve insana dehşet acılar yaşatır. Bu arada kazınan saçlar çıkmaya başlar ancak deri çok sert olduğu için saçlar geri dönüp esirin başına batar. Bu dehşet veren işkenceden sonra esir ıssız bir yere hapsedilir. Hapsin neticesinde esirlerin bir çoğu bu işkenceye dayanamaz ve ölür. Geriye kalan köleler ise efendilerine sadık birer köle olurlar.

 

Bugün Türkiye ve İslam coğrafyası işte böylesine vahşi sinsi ve dehşetli bir Mankurtlaştırma operasyonu ile karşı karşıyadır. Ankara tarihimizde hiç olmadığı derin bir savaşla karşı karşıyadır. Tavandan tabana, mali, hukuki, eğitim, sosyal, her yönüyle bir kuşatılmışlık yaşamaktadır. Evet bu vahşi asimilasyonla insanın insanlığı adeta elinden alınmıştır. O artık, aklı, beyni, hissiyatı olmayan,  iradesi felç, muhakemesi silinmiş, bütün beyin fakülteleriyle formatlanmış insan suretinde bir köle ve belkide bir hayvandır. Bu köle bundan böyle efendisinin bütün emir ve komutlarını itirazsız ve mazeretsiz hiç düşünmeden yerine getiren adeta köleliğe programlanmış bir yaratıktır. Sorgulamaz, düşünmez, hayal edemez, kendini bilemez, kimliksiz zavallı bir köle…  Burada Efendi Şah-lar dır. Kulları ve köleleri ise makam, mansıp, para, yat, kat, muta ve humus tuzağına kapılan kendini, milletini, develetini satan süzme hainlerdir. Ve ne acıdır ki Ankara bunlarla lebaleb doludur. Bu mankurtlar efendilerini mutlu edecek diye koca bir Türkiyeyi felakete sürüklemektedirler.

 

Aytmatov`un anlattığı hikaye Nayman ana ve oğlu Koloman arasında cereyan ediyor. Kolaman Mankurtların babasıdır. Çünkü Mankurt efsanesi onunla başlıyor. Kolaman öylesine kendine ve sahip olduğu değerlere yabancılaştırılıyor ki, nihayetinde annesini bile tanıyamıyor ve efendilerinin emriyle annesini bile öldürebiliyor. Bugünkü düşmanlıkları bu manada tahlil etmeye çalışın. Oysa annesi yıllardır kaybettiği biricik evladı Kolamana hasret yaşamıştır. Bir gün tam bu hasreti bitirecekken ciğerparesi onu hançerleyecek ve hiçbir şey hissetmeyecektir. Ve bugün Türkiye ve müslümanlar tam sinesinden harçenlenmektedir. Hem de ellerinden Kuran, dillerinde besmele, salvele ve hamdele ile…

 

Evet mankurtlaşmanın en önemli neticelerinden bir tanesi geçmişini hatırlamamaktır. Mankurtlaşmak yavaş yavaş, sessiz sessiz, usulca derinden bir asimilasyonun adıdır. Ve günümüzde mankurtlaşmak küçük bir format değişikliğiyle maddi manevi menfaat, makam düşkünlüğü ve makyevalist bir neslin zuhurunu netice vermiştir. Makam, mansıp, menfaat, para, şan, şöhret, şehvet, humus, takiyye, muta günümüzün mankurtlarının içine sızmış, kanına, demine damarına sinmiş en sinsi virüslerdir. Bütün bunlar insan kafasını, aklını, beynini, kalbini, vicdanını bütün fakülteleriyle deve derisinden de beter kıskaca almıştır. Bugün bir yeryüzü Hareketini düşman ilan edenler  esasen uzun bir Mankurtlaştırma operasyonunun kobayları zavallı asrın Kolamanlarıdır. Bunlar şahsi menfaat ve ikballeri için topyekün bir millete, devlete, analarına ve atalarına bile gözünü kırpmadan kıyarlar. Türkiye malesef vatan-millet-sakarya söylemleriyle esasen gözü dönmüşlerin pis, necis heves, ihtiras ve hırslarına kurban edilmektedir. AKP, Ankara, Türkiye, İslam Dünyası böylesine insani değerlerden mahrum bir felaketin ağına düşmüş ve düşürülmüştür…

ALP ARSLAN ATAER

alparslanataer@gmail.com

alparslanataer.wordpress.com

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here