Ana sayfa Eğitim ve Öğretim Hakk’ın âbid kulları çok­tur, fakat zâlim elinden mazlûmları kurtaran kulları azdır. ...

Hakk’ın âbid kulları çok­tur, fakat zâlim elinden mazlûmları kurtaran kulları azdır. Şükret ki mazlumsun ve zâlim değilsin! İnsân rûh ile cisimden mürekkebdir. Cismin kuvveti giderse ruhun kuvveti zâhir olur.

414
0
PAYLAŞ

“Lâ ilâhe illallâh” de­mek başka, “Lâ ilâhe illallâh”ı bilmek başka, “Lâ ilâhe illallâh” olmak baş­kadır.

Mümin ile münâfık karşılıklı oyun oynarlar; neticede müminler gâlib ve münâfıklar mağlûb olurlar. Cihanda Firavun ve Nemrud’un yüz binlerce benzerleri her zamanda mevcuttur; cümlesinin âkıbeti, Firavun ve Nemrud gibi olmaktır! Kalb gözü kör olan Firavun, Mûsâ (a.s.)ın deryâ gibi olan bâtınını ehemmiyyetsiz gördü; saltanatına güvenerek onun üzerine hücum etti. Âgâh ol! Firavun meşrebinde olan kimseler deryâ mesâbesinde olan insân-ı kâmile hücum ettiği vakit o deryanın dibinde kalakalır ve helâk olur!

Hüma kuşu yere düştü ölmedi Dünya Sultan Süleyman’a kalmadı Dedim yare gidem nasip olmadı Ağlama gözlerim Mevlâ Kerimdir

Pir Sultan Abdal

Ey tâlib! Ruhâniyet mer­tebesine yüksel, yukarıya çık! Bu yukarıya çıkmanın yolu ancak gıdâ­-yı maddîyi gıdâ-yı mânevîye tebdîl etmektir [değişmektir]. Ehl-i dünya, dünyayı, dünyalık işler ile meşgûl olup elde eder. Münâfıklar ise dünyayı, âhirete dair işler ile meşgûl olup elde eder. Muhibb-i ilim olanlar âlime ve muhibb-i mâl olanlar da zenginlere muhabbet ederler; insan muhabbet ettiğinin kusurunu görmez olur. Ahmaklık illetinin bulaşıcılığı uyuzun bulaşıcılığına benzer. Bir uyuzludan yüz kimse uyuz illetine mübtelâ olur. Hâlin devamı muhal olduğundan, biri diğerini takib eder ve kabz hali basta mübeddel olur.

Âgâh ol, tevekkül et, elini ayağını titretme! Senin rızkın sana senden daha ziyâde âşıktır. Talik Hat, Hattat Hulusi Yazgan [Tevekkeltü al’Allah]

Ey Firavun meşrebinde olan zâlim! Biz o senin bildiğin bu vücûdun zevâlinden korkan zümreden değiliz ki senden korkalım!

[Meşreb-i Mûsâ]

Ekseriyet, Firavun meşrebinde olan bir hükümdarın mansıbını ve malını gördü ise, önünde baş eğip emirlerine itaat etti. Halkın Firavun’un huzurunda baş eğmesi ve onun mezâlimine karşı söz edememesi, Firavun’un kalbinde kendisinin büyük bir adam olduğu duygusunu peydâ etti ve o biçârenin bâtını bu vehim ile hasta oldu. Tarihlerde halkın bu vech ile şımarttığı hükümdarların adedi pek çoktur!

[Meşreb-i ḥumekā]

Rasûlullah ﷺ şöyle buyurdu: “Allah Teâlâ’ya duâ ederken, kabul edeceğine inanarak dua ediniz. Şunu da bilin ki Allah Teâlâ, gâfil bir kalple yapılan hiçbir duayı kabul etmez.” (Tirmizî, Daavât, 66). 5 Eylül;yine mahkeme var. Ne yazılır, ne söylenir ki; Yakub(as) gibi قَالَ إِنَّمَا أَشْكُو بَثِّي وَحُزْنِي إِلَى اللَّهِ “Yakup, “Bütün dertlerimi,keder ve hüznümü Allah’a arz ediyor, O’na şikâyette bulunuyorum.” Ya Rabbena, yarın Babam Ali Ünal’a hürriyet bahşeyle diyoruz.

Hâfız Şîrâzî hazretleri şöyle buyurur: Kalbi aşk ile diri olan o kimse asla ölmez. Cerîde-i âlem üzerinde bizim devâmımız sâbittir.

A great author & scholar who has more than 90 books & The Holy Qur’an Interpretation & whose more than 30 books has been published in many languages around the world Ali UNAL is gonna have trial on 5th. Sep. & accused of only his 17 articles!

Itibarliydi zindiklar kahraman hocanin vatani kurtarmasini kiskanip 33 yil hapsettiler!? İstanbul’u tekrar şereflendirmesi, ehl-i ilmi ve halkı çok fazla memnun ve mesrur etti. Kendisine haber verilmeden, Meşihat Dairesindeki “Dârülhikmeti’l-İslâmiye” azalığına tayin olundu. Her devirde iradesinin hakkini veren Piri Mugam’a iskence edenler bugunde Anadolu evlatlarini eziyorlar! Yanlış fetvalara karşı pervasızca mücadele etti. İslâmiyet’e muzır bir cereyan ortaya atıldığı vakit, o cereyanı kırmak için eser neşrederdi. Zalimleri Sinek mi Karinca mi Malik mi kahr edecek bilemeyiz; kime gorevi tevdi ettiyse Kahhar odur. O kudrete intisap kuvvetiyle bir sinek, bir Nemrut’u gebertir. Karınca, Firavun’un sarayını harap eder. Allah’tan başka bütün çağırdığınız ve ibadet ettiğiniz şeyler toplansalar bir sineği halk edemezler. Kibirli Firavunlara meydan okuyan Human Kuran mert. Güya o gurbet gecesi, hayatımın gözünde nurlu siyahlık idi. Ve İstanbul’un beyaz şaşaalı gündüzü, o hayat gözümün nursuz beyaz parçası idi ki ileriyi göremedi, yine yattı tâ iki sene sonra Gavs-ı Geylanî Fütuhu’l-Gayb kitabıyla tekrar gözümü açtırdı.

Niyazi-i Mısrî gibi dedim: Dünya gamından geçip Yokluğa kanat açıp Şevk ile her dem uçup Çağırırım dost, dost!

(Tarihçe-i Hayat, Risale-i Nur)

Esmâdan Müntakim ismiyle “Ya Müntakim, irhamni” [Ey intikam alıcı, bana rahmet et!] duâsıyla kişi kendisine zulmeden zâlimden intikam almayı ve bu sûretle azabın hafiflemesini murâd eder. Âgâh ol! Âşıklar Hakk’ı imtihan etmezler. “Biz bu kadar hizmet ettik. Bakalım bize Hak ne ih­sanlar yapacaktır?” demezler. Eğer sen dünyâ ehlinin iç yüzünü göremiyor isen onların iç yüzünün aynası olan ahlâkına bak; zira ehl-i dünyâ, yalancı, menfaatperest ve mal biriktirmeye hırslı olurlar. Hak Teâlâ elemi ve gamı, sürûr ve neşe meydana çıkarmak için yarattı. Zira eşyâ zıddı ile münkeşîf olur. Mesela nûrun varlığı zulmet ile ve beyazın varlığı kara ile ve tatlının varlığı acı ile lezzetin varlığı elem ile anlaşılır. Eşya zıddı ile münkeşif olduğundan, varlığın mânâsı, yokluk mânâsı içinde görülür ve anlaşılır.

Âlem-i sûret ve mânâda gizli olan şeyler zıdları sebebiyle hisde ve akılda zâhir olur: o halde gizli olan Hakk’ın zuhûru için dahi mertebe-i his ve akılda bir zıd olması lazımdır. Halbuki vücûd-ı vâhid-i Hakk’ın bir zıddı yoktur. Böyle olunca o bittabî his ve akılda gizli kalır. Sen nûrun zıddı olan zulmet sebebiyle nûru bildin; işte böylece zıd olan şeyler birbirlerini meydân-ı zuhûrda gösterirler. Nitekim Hz. Lokman’a “Edebi kimden öğrendin?” diye sormuşlar “Edebsizden öğrendim” cevabını vermiştir.

Âgâh ol! Bu âlemin deverânı, fâil-i hakîkî olan Hakk’ın emrinin gayriyle dönmez ve kazâ-yı ilâhîden başka, âlemde bir hüküm cereyan etmez. Varlık içinde, kâinatta zâhir olan hiçbir hareket yoktur ki muhabbete müstenid olmasın!

Ey derviş! Ne vakit ki insân-ı kâmil Hudâ’yı anladı ve likâ-yı Hudâ [cemâlullâh] ile müşerref oldu ve eşyâ’yı “kemâ hiye” bildi ve gördü, mârifet ve likâ-yı Hudâ’dan sonra halka rahat eriştirmeyi hiçbir amele müsâvî [denk] görmedi ve hiçbir tâati ondan daha iyi bilmedi.

Hak Teâlâ hazretleri mîrac gecesinde Habib-i Ekrem’i olan (s.a.v.) Efendimiz’e “Ey habibim! Sen olmasa idin eflâki yaratmaz idim!” buyurdu.

Kalb sâlih veya fâsid olduğu vakit, alâmetleri âzâdan [vücûdun parçalarından] sâdır olan fiillerde zâhir olduğu gibi, imam dahi sâlih veya fâsid olursa, alâmetleri idâre-i hükûmette ve raiyye [halk] üzerinde zâhir olur. Nefs-i emmâresinin hükmü altında âciz kalmış kimselerden utanma ve hayâ ve adâlet beklemek abes olur. Makam ve mansıb tutkusunun esiri olan kimseler dâvâlarını dahi onun üzerine bina ederler. Hadîs-i şerîfte; “kim bir zâlime yardım ederse, Allâh Teâlâ o zâlimi ona musallat eder” buyruldu. Makam ve mansıb, sahibini evvelen Firavunlar gibi kibir ve gurûr ile besler ve semirtir, sonra da kahr eder.

Hadîs-i şerîfte [عمالكم اعمالكم] yani “Âmilleriniz ve vâlileriniz sizin amellerinizdir” buyrulmuştur.  İmamın fesâdı ve salâhı halkın ve teb’anın salâhına ve fesâdına merbuttur [bağlıdır]. Yani teb’a sâlih olursa, imamda da eser-i salâh görünür; ve fâsid olursa, imamdan dahi ahkâm-ı fâside sâdır olur. Muhakkak Allah Teâlâ bir kavim üzerine bir halife tayin eyledikde, o halifeye o kavmin esrarını ve akıllarını verir. Binâenaleyh bu halîfe teb’asının heyet-i mecmuası [özeti] olur.

Mâşûkun bîgâneliği [ilgisizliği] âşıka ziyâde olur.

Ey sâlik! Eğer seni gam tutarsa Hakk’ın lutuflarını der-hâtır edip hamd ve şükrden gâfil olma! İstiğfâr ile beraber Hakk’a yüz kere secde et de münâcâtında de ki: “Ey Hudâ, bu benim çektiğim gam, ancak kötü fiilimin cezâsıdır!” Hak Teâlâ hazretleri bir kulunu sevdikte ona belâ verir. Eğer sabr ederse, derecesini âlî eder; ve eğer şükr ederse onu bergüzîde kılar. Âgâh ol! Şükr öyle bir tiryaktır ki kahrı lutfa tebdîl eder.

Sabırlı ol! Hâlin devamı muhal olduğundan, biri diğerini takib eder ve kabz hali basta mübeddel olur. [Hat: bu da geçer yâ hû]

Âgâh ol! Güneş nasıl ki biraz daha yaklaştığı vakit cihânı yakıp mahvederse, hakikat güneşi dahi perde arkasından çıkıp zâhir olursa, O’nun kendi varlığından başka hiçbir varlık kalmaz. Cisimde zayıflık meydana getirdiği için doktorlar âşığı hasta zannedip türlü türlü ilaçlar verirler; fakat hiçbirinin fâidesi olmaz. Binâenaleyh âşığın illeti başka illetlere benzemez. Aşk öyle bir şeydir ki onunla Hakk’ın sırlarının kokusu duyulur.

Kazâ-yı ilâhî ile ölüm geldiği vakit, hastalığın tedavisinde doktorlar ahmak olur.

Âgâh ol! Bir zâlimin yaptığı hücum ve zulüm, hakikatte ancak kendisine karşı vâkî olur.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here