Ana sayfa Gündem 8 Mart Tutuklu Kadınlar Günü idi. Kendi mahallesini savunan şahin Türk Feministleri...

8 Mart Tutuklu Kadınlar Günü idi. Kendi mahallesini savunan şahin Türk Feministleri de öldü! Eğer kadın hakları savunucuları şu görüntüyü görüp de seslerini çıkarmıyorsa yazıklar olsun onlara!

309
0
PAYLAŞ

Cennet annelerin ayakları altındadır diyen Peygamberin anneleri ayakları altına alan ümmeti? yazıklar olsun size. 28 Şubat’ta ünv. giremeyen başörtülü bacılarımız bugünkü iktidar sayesinde hapishanelerden çıkamıyor Adıyaman’da 9 kız ögrenci medya ordusu ile gözaltîna alındı ve Utanmadan servis edildi. Hamdolsun Müslümanız.Yerin dibine Batsın sizin…

Dünya ölçeğinde kutlanan; insana, emeğe, erdeme, barışa dair özel günler, bizim için “kebâir” defterlerlerimizin pazara çıktığı kabuslara dönüştü. Suriye’de hapisteki kadınlar için “Vicdan konvoyu”düzenleyen AKP’li bayanlar, 8 Mart Tutuklu Kadınlar Günü. İstanbul’da 121 başörtülü kadın için gözaltı kararı çıkardılar. Ülkenizde 17 bin Kadın 664 bebegi ile beraber hapishanelerde. Önce eşi tutuklanmış, sonra kendi. Çocuklar; hasta ve yaşlı annesine kalmış… Soruyor bizlere: “Bu belayı bu milletin başına kim açtıysa hesap ondan sorulsun. Benim suçum ne..!!”

Bütün dünyayı verseler ve buna karşılık bir karıncanın ağzındaki taneyi almamı isteseler, bu zulmü yapmam. [Hz. Ali] (r.a) 8MartTutuklu KadınlarGünü. Onlara yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydirin, onları dövmeyin, onlara çirkin demeyin, fenâ söz söylemeyin!” Dini ,dini bilen den öğrenin, şarlatanlardan değil Hoş ortada hoca da kalmadi ya ,hepsi ya hapis ya da khk lı…

Dünyada Kadınların durumu nasıl bilmem ama benim ülkemde tam olarak resimdeki gibi 17 Bin Kadın hapiste Hamile Kadınlar tutsak Çocuklar cezaevinde büyüyor. 17 Bin Kadın tutsakken Türkiye’de 8MartTutuklu KadınlarGünü olur ancak. Kadınlarımız ülkenin inkişâfındaki en önemli role sahipken, yeri güller yetiştireceği bahçeler olmalı iken zulmün tirendini yaşayarak terörist muamelesi görüyor. 8MartTutuklu KadınlarGünü nüzü zevkle kutlayabilirsiniz zalimliğinizin zirvesinde..

İşte o terörist diye tutuklan çoğu ev hanımı Müslüman kadınların zindana götürülüşleri.. La havle vela kuvvete illa billah… Hapisteki masum 17 bin kadın, 700 bebek, 60 bin erkek ve KHK ile işinden olan 110 bin kişi elini açıp bu sözün sahibini Allah’a havale ediyoruz. Kalpler çatlıyor zulme, ruhlar çığlık çığlık. Hak aşkı ile dolu nice muhabbet fedaisinin yüreği çatladı. Çatlamayan kısrak utansın.

28 şubatta zulme uğrayanlar fırsat ellerine geçince o gün ki zalimlere rahmet okutur oldular. Yaptıklarını zulüm olarak değil bir kutsal bir görev olarak gören zavallılar… 8MartTutuklu KadınlarGünü

Ne yaparsanız yapın Hapse de atsanız,siyah minibüslerle kaçırıp öldürseniz,eş yerimize çökseniz,bizi sokağa çekemeyecek,şiddetin parçası yapamayacak ve bizden istediğinizi alamayacaksınız Biz size ve beslediğiniz “ELİ SİLAHLI UNSURLARınıza benzemeyiz Biz kazandık Siz kaybettiniz!

MAZLUMA YARDIM SUÇ!!! Mersin’de KHK mağdurları ve tutuklu yakınlarına yardım için evde hazırlanan yiyecekler satan kadın ve kızları gözaltına alıp günlerce işkence yaptılar, zorla başörtülerini çıkarttılar; sohbetten suikast çıkartıp 43 kişiyi tutukladılar!

Yer Mersin Tutuklanan 43 kadının çoğu ev hanımı. Suçları mağdurlar için evlerinde yaptıkları yiyecekleri satıp, maddi destek olmak! Tarihin bunlar gibi alçak bir gurüh görmedi!

Öğretmen ve bebeğini şantaj için tutukladılar

Bebekleri bırakın deyin. Korkmayın. En azından hesap günü geldiğinde, biz de insandık, bizim de ahlaki bir seviyemiz vardı dersiniz.

Ongoing Harassment: Wife of Iranian-Canadian Who Died in Iran’s Evin Prison “Banned” From Leaving Country H.A Eşi tutuklu 3 çocuk Annesi Evet bugün ve bugün de isterdim ki benim de günüm kutlansın Ama 13-14 aydır yaşadığım Mağduriyeti ancak ben bilirim diyor Vicdanlarını yitirenler siz nerden bileceksiniz!

Annesi tutuklanan bir kız çocuğunun resmi; “Bu günler geçecek ve daha çok güzel günlerimiz olacak “diyor. (Büyüyen bebeğin 30 yıl sonra annesine su getirerek hizmeti resmedilmiş)

Sayabildiniz mi kaç Ana EVLADININ ardından OCAKLAR misali YANDI. Kaç GECE yatağına Yastığına DÜŞEN GÖZYAŞLARINI sakladı. Kaç SABAH tüm enerjisiyle TEBESSÜM ederken ÇOCUKLARINA bir bardak ÇAYINA acılarını ekleyip YUDUMLADI ☕

İslam güncellemesini Google Play’den mi yapıyoruz,güncelinde cuma hala varsa “Hayırlı Cumalar” hamdolsun ama beta sürümü ne zaman çıkacak bi denemek istiyorumda! hayali gerçek oldu🙃

NOT: Dikkat Dikkat!!!Bir ay önce kadar boş buzdolabı resmi atıp KHK mağduru eşiyim diyen şahıs bu sefer de Havlucu olmuş.Çok yardım söğüşlemiş😡direk yardım isteyenlere inanmayın sakın ENES () adlı kişiye göz at: bu kişi maalesef dolandırıcı

Bir özellikleri daha var kim bilecek bakalım 😉

Kayseri’de Okullara bu kitabın dağıtıldığı anlaşılalı birkaç saat oldu.

İnsanlar şu cu bu cu diye ayırılmaz… Ahlaklı ve ahlaksız diye ayrılırlar… Bunun için de İnsanların kimliğine değil… Söylediklerine, yaptıklarına bakılır kardeşim… Bu dünya son durak değil kardeşim… Bir bekleme salonu… Sürekli gelenler… Gidenler var… Fakat, burada kalan hiç kimse yok. Ülke menfaati için malından canından ayırana vatan sever… Karşılık beklemeden hayır hasenat edene de hayır sever denir… Vatan haini arıyor isen; Perde arkasından talimat alıp, vatandaşın yasal bireysel haklarını gasp eden kamu görevlilerine bak… Kardeşim…

Bir tarafta evinde 20 kilo patlayıcı bulunan ve tahliye edilip elini kolunu sallayarak gezen kadın, diğer tarafta tek gayesi rızay-ı ilahi olan kadınlarımız.. YORUM SİZİN 8MartTutuklu KadınlarGünü

Ağzında bir sakız… Herkese; Vatan haini, Vatan haini, Vatan haini… Bir meczup gibi tekrarlayıp duruyor… Ne yapmışlar kardeşim… Bakkaldan tuz almışlar… Marketten mendil… Çalmışlar mı… Yok… Mahallede biri boru çalmış… Ne alakası var kardeşim… Sorma KHK var… Kader arkadaşım; Daha gelmemiş… Gelip gelmeyeceği belli olmayan günlerin sıkıntısını bugünden yüklenme. Yarının sahibi Allah dır C.C… Kendini ejderha gibi gösterenler de seni aldatmasın. Güçleri gözlerinin görmediği küçük bir mikroba dahi yetmez…

Hayatında karakol görmemiş, bildiği herkese yardım etmiş biri… Mahkemelerin hapishanelerin çilesini çekiyor… Evlat acısı torun acısı yaşıyor her gün… 40 yıllık evinden çıkartmak için uğraşan kayyım avukatından bahsetmiyorum bile… Kimse duymuyor, görmüyor… Bu dönem böyle, herkes böyle yapıyor tesellisi ancak başını yastığa koyana kadar… Yok rahat uyuyorum diyorsan durum daha vahim… Artık tüketen bir hortum olarak yaşıyorsun demektir…

Erdoğan tam olarak böyle söyledi… Fazladan mizah katmaya bile gerek yok…Sözlerini yaz yeter…

Esas suç, suç olmayan bir işi suç saymaktır… En beteri suç uydurmaktır… Çünkü; Suçsuz birini cezalandırmak cinayettir… Bin değil, on bin değil, yüz bin değil… Yüzbinlerce cinayet… Bebek, çocuk, kadın, yaşlı… Kimi hapiste, kimi dışarıda aynı kaderi paylaşıyor… Suç mevcut yasal bir düzenlemeye uymamaktır. Devlet, yasakladım yapma diyebilir… Fakat yasaklamamıştım ama suçmuş diyebilir mi kardeşim… Efendim bazı hükümet görevlilerinin tavsiyesi, uyarı vardı falan… Kardeşim yasa çıkarsalardı. İlan etselerdi… Tavsiye, söylem ahlaki bir değer bile değil… Bu ülkenin bir Anayasası var… Yasalar çerçevesinde kullanılan demokratik haklar, insani hayır hasenat işleri, devlet gözetimdeki kurumlar ile teması olmak suç sayılabilir mi? Hem de terör suçu…

Fatma DEMIR Aylardir tutuklu bir anne Yüreği yangin yeri… Zira eşi, oğlu, gelini, kızı, damadi hepsi tutuklu. Dört duvar arasinda aile hasretiyle gecen zaman… Dur deyin artik bu zulme dinsin annelerin yurek acisi

Sen hayatında karakol görmemiş bir annenin, hayatında karakol görmemiş evladını hapse gönderirken ne hissettiğini nelerden bileceksin… Allah a cc inancın olsaydı masum insanlara zulm ile musallat olmaktan korkardın… Bir zamanlar insanlar kapısını çalan ihtiyaç sahibini boş çevirmezlerdi bu ülkede… Komşusunun yası varsa radyoyu açmazlardı… Şimdi yası olan komsusunun evini soyan şahıslar ne kadar haklı olduklarını anlatıyorlar… Her topluluğun, her düşünce tarzının içinde doğru ve yanlışlar olabilir… Hiç kimse toptan kabul veya red etmek mecburiyetinde değil. Doğru bildiğini yaparsın yanlış gördüğünü yapmazsın. Sana aklını bırak itaat et diyen mi var? Halen yok sizin mahalle yok bizim mahalle… Yok şucu yok bucu… Kardeşim içinde bir kaç suçlu var iddiasıyla çoluk çocuk yaşlı kadın bütün şehri yakıyorlar.

One of 17,000 women who were jailed in Turkey after the coup attempt is not being released from prison 📌although she faces high risk of loss of vision, according to the aktifhaber news website. via

Kendine dayak atanı değilde, birlikte dayak yediği insanları suçlayan ahmaklar beni takip etmesin kardeşim… Benim onlara bir sözüm yok. Hayatı gasp edilmiş insanların ne hissettiğini sadece hayatı gasp edilmiş insanlar anlar… Yürüyen cesetler haline gelmiş bu alçaklar, dönüştüremedikleri her insana düşmanlar… Beyin fonsiyonları kaybolduğu için de işledikleri cinayetler yanlarına kalacak zannediyorlar… Ahmet Altan çok güzel anlatmış bu yürüyen cesetler topluluğunu … Hepsi yaşattıklarını yaşayacaklar…

Kadınlarının ayaklarının altına cennetin serildiği bir dönemden, kadınların ayaklar altına alındığı bir döneme geçiş yaptık 8MartTutuklu KadınlarGünü

 Kadına Bağıramazsın El kaldıramazsın Şiddet uygulayamazsın Emeğini sömüremezsin Her kadın Ayrı bir dünya Ayrı bir hayat Ayrı bir duygu Ayrı bir renktir Dünyalarını yıkmayalım Hayatlarını çalmayalım Duygularını öldürmeyelim Renklerini soldurmayalım.

Nurhayat Yıldız. Cezaevinde canından parça olan ikiz bebeklerini kaybetti. Cenazeleri bile gösterilmeyen bebeklerinin bir mezarı bile yok! Buda yetmiyormuş gibi mahkemesi olan Nurhayat Yıldız, 7 yıl 6 ay hapse mahkum edildi!

Eliniz değmişken bir de şu hapisteki bayanlar için şey etseniz… Israil’in izmir,Ankara,istanbul,erzurum,mersin….. Adiyaman gibi kentlerindeki hapsedilmiş bayanlar için……

Vicdansızlar kervanı bunlar…
 Sise Ana’nın tahliye edilmesi için yaptığımız başvuru,Tarsus İnfaz Hakimliği tarafından ‘cezaevinde tedavisinin sağlanabileceği’ gerekçesiyle red edildi. Yani Sise Ana’nın elleri kelepçelenerek, ring aracıyla hastaneye götürülmesi ile tedavi sağlanıyormuş.

Fotograftaki Abinin Aziz Annesi. Onu sürükleyende bir ananın oglu,belli ki çig süt emmis bir zorba 8MartTutuklu KadınlarGünü

“Benim başörtülü bacım, artık özgürce dilediği hapishaneye girebiliyor…” -Bir Türkiye Travması- 8MartTutuklu KadınlarGünü ‘nde

umutsuzluk yok ! gün gelir ; gül de açar, bülbülde öter… ~sezai karakoç

4 Mart 2016: Bir Gasp Hikayesi

2_4232_1

Sadece önümüzdeki 24 saat içinde olup bitecek herşeyden habersiz, bir gece yarısı okulun kütüphanesinde ders çalışırken ara verdiğimde girdiğim Twitter, Zaman Gazetesi’ne kayyum atanacağı söylentileriyle çalkalanıyordu. O an tüm bu yazılanların sadece bir ‘söylenti’ olduğuna inandım, inanmak istedim. O tarihten yaklaşık 5 ay önce İpek Medya Grubu’na kayyum heyetinin nasıl bir polis baskınıyla geldiğini tüm dünyayla birlikte görmüştük çünkü. 19 senemi geçirdiğim ve bizim için hiçbir zaman sadece bir ‘gazete’ olmayan Zaman’ı, polislerin uzun namlulu silah ve TOMA’larla basabileceğini ve bizden bilemediğimiz bir tarihe kadar koparacağını hayal bile etmek istemedim. Çocukluğumun ve hayatımın hatrı sayılır yıllarını geçirdiğim, çay ocağından mescidine kadar sayısız anılar biriktirdiğimiz Zaman’ı biz nasıl vereceğiz? Babalarımızın neredeyse 30 yıl boyunca harcadığı emekleri bir grup polis ve üç beş TOMA yok edecekti. Aslında onlar yok etmeyecekti, babalarımızın 30 yıllık emeklerine verilen bir ödüldü bu bence. Demokrasi mücadelelerinin sonu işsiz kalmak, hapse atılmak veya sürgün edilmekse, bu bedeli ödemeye hazır onurlu gazeteciler duruyordu karşılarında. Sadece ve sadece tek sesin hakim olduğu bu ülkede, doğruların karşılığı işsizlik, hapis veya ülkeden kovulmaksa bütün bunlar birer ödüldür onlar için. Tüm bunların farkındaydım fakat yine de o aileyi bizden koparmaya hakları yoktu ve bunun yaşanabileceğine inanmak istemiyordum.

Saatlerce, konuşulanların sadece bir ‘söylenti’ olarak kalması için dua ettim.Ta ki ertesi gün sabah saatlerinde İstanbul 6.Sulh Ceza Hakimliği’nin kararını görene kadar. Önümde duran dağ gibi gerçekle yüzleşemiyordum, görüyordum fakat idrak edemiyordum.Gerçeğin ne olduğunu biliyordum fakat ondan kaçıyordum.Gazetede hatırladığım 16 sene birkaç saniye içinde gözümün önünden film şeridi gibi akıp geçti.

Alınteriyle gazeteyi hayal bile edilemeyecek başarılara ulaştırmış, meslek hayatları 25-30 seneye dayanan gazete yöneticilerini, sayfa tasarımcılarını, editörleri, genç muhabirleri, çaycı Ramazan Abi’yi, hatta 20 yıllık aşçımız Cafer Usta’yı bile işsiz bırakacaklardı. Fakat bütün gazete çalışanlarında yanlış bir iş yapmamanın vicdani rahatlığı ve gururu vardı. Korkmuyorlardı, kanunsuz bir şey yapmadıklarını onları işsiz bırakanlar da dahil olmak üzere herkes biliyordu.

Hadi babam adına konuşayım, 20’li yaşlarında ucundan kıyısından tutunarak mesleğe ilk adımlarını atmış, 28 Şubat’ın soğuğundan hem bireysel hem kurumsal olarak alınlarının akıyla çıkmış ve 30 yıllık meslek hayatı boyunca tek bir suça dahi bulaşmamış her daim demokrasinin yanında despotluğun karşısında durmuş, yazdığı çizdiği tüm çıplaklığıyla ayan beyan ortada olan Mehmet Kamış neden utansın? O ve onun gibi adamlara kılıf uydurmaya çalıştığınız için siz utanın be!

Gece bir an bile uyku uyuyamadan sabah saatlerinde doğruca gazeteye gittim.Binanın önünde, ilerleyen saatlerde yerini binlere bırakacak ufak bir kalabalık vardı. İçeri girdiğimde çoğu gazete çalışanı giriş katına doluşmuş, az sonra hep birlikte kılacağımız son Cuma namazını bekliyordu.O gün belki yüzlerce farklı sima gördüm,çok üzgünlerdi, çok üzgündük ama tek bir kişinin yüzünde endişe ve korkuya dair bir şey görmedim. Bu yetip artıyordu bize.

Saatlerdir beklediğimiz kayyum heyeti, TEM ekibi, Özel Tim ve TOMA’larla gece saat 23.30 gibi Yenibosna’ya binlerce kişinin protestoları altında geldi. Ana kapı zincirli olduğundan, zinciri testereyle kırarak açtılar.

Türkiye’nin en yüksek tirajlı gazetesine, dünyanın gözü önünde, canlı yayında, yüzlerce polis, itfaiyeden temin ettikleri testereyle çöküyorlardı. Her iki kapıda,gazetenin içinde ve sokakta binlerce Zaman okuru onlara karşı direniyordu. Testere yetmedi, gaz bombalarıyla saldırdılar. Amirleri memurlara ‘atın bunları aşağıya!’ emirleri veriyordu. Zaten duymuştuk, emir ‘yukarıdan’ gelmiş.’ Acımayacaksınız’ denmiş. Emir bu kadar yüksekten gelince polisler de çoluk çocuk kadın yaşlı dinlemeden tazyikli su, gaz bombaları ve plastik mermileri üzerimizden eksik etmediler.

19095741_401

Uzun süre kıyafetlerimden kokusu çıkmayacak ve o kıyafetler bir daha giyilemez hale gelecek kadar etkili gaz yemiştim o gün. Hayatımda ilkti. Polis müdahalesinden önce bir adam ‘al kardeş, gazdan sonra gözüne sürersin, iyi geliyormuş’ diyerek elime bir limon tutuşturdu ve gitti. Birden fazla kez gaz yediğim için limonun göze olan etkisini tam olarak algılayamadım.Zira ciddi anlamda nefesim kesilmişti ve limon hiçbir iş görmüyordu.

Yanımdaki arkadaşlarımdan birisi gaz bombalarının etkisinden kendisine gelemiyor, diğeri o hengamede birkaç sivil polis tarafından darp ediliyor,başka birisi yüzüne gözüne limonu boşaltarak tazyikli su ve gaza direnmeye,bense sadece nefes almaya çalışıyordum.Yediğimiz fazlaca gazdan dolayı gazetenin karşı sokağına savrulduğumuzda, polis itelendiğimiz sokağa tekrar müdahale etti. O gün gazeteye gelenler bilir,sadece gazetenin önünde değil,Yenibosna’dan gökyüzüne doğru koca bir gaz bulutu yükseliyordu.

Gaz bombalarından birisi kucağındaki bebeğinin hemen yanında patlayan bir annenin, çocuğunu adeta bizim üzerimize fırlatarak ‘bebeğimi kurtarın!’ çığlıkları hala -2 sene geçti- kulaklarımda çınlıyor.Bebeğin kıpkırmızı yüzü ve kilitlenmiş minicik bedeni gözümün önünden hiç gitmedi. O annenin telaşı, çaresizliği, feryatları.. Bir annenin tüm çaresizliğiyle, ağlayarak ve hayatında hiç görmediği insanlardan yardım isteyerek bebeğini yaşatmaya çalıştığı o anı 2 senedir unutamadım, ve kendime söz verdim ömrüm boyunca da unutmayacağım. Yüksek bütçeli bir film seti gibiydi, yükselen gaz bulutlarının altında henüz yaşını doldurmamış minik bebeklere nefes aldırmaya çalışıyorduk. Gazdan nefesimin kesildiği ve çok güçlükle nefes alabildiğim bir anda o bebeği kurtarmak için çalışmak ve müdahale etmek, hayatımda aldığım en büyük sorumluluktu.  Başı örtülü kadınlar da dahil olmak üzere sayısız insan tazyikli suyun etkisiyle yere düşmüşken bile, polis plastik mermiden vazgeçmiyordu. Bütün bunları ben o an yaşadığıma inanamıyordum, göz gözü görmüyor, savaş alanı gibiydi.. Dediğim gibi, bir film seti gibiydi, fakat maalesef ki olan biten her şey gerçekti. Bütün bunlar 2016 Türkiye’sinde İstanbul’un göbeğinde yaşanıyordu.

2 senedir o bebeği çok merak ediyorum. Erkek mi, kız mı, kaç yaşında, annesi babası kim hiçbir şey bilmiyorum.Geçen günlerde nasıl ulaşabileceğimi düşünürken tıpkı şuanki 700 bebek gibi cezaevinde olabileceği ihtimali aklıma geldi. Çok korkunç… Hangi gerekçe bebeklere ve bebekli annelere acımasızca saldırmanızı meşru kıldı? Hangi vicdan bu zulmü kaldırabildi? Tüm bu yaptıklarınızın hangi dinde hangi kitapta hangi inançta hangi mezhepte yeri var? Kirli savaşınıza alet ettiğiniz o bebeklerin ahı, iki cihanda da zalimlerin yakasında olsun!

ZAMAN ÇALIŞANLARINA;

O gazeteciler, doğru söylemenin ve dik durmanın bedelini ödediler o gece. Tek silahları ve güçleri kalemdi. Utanacak bir şey yapmadılar. Geri adım atmadılar, boyun eğmediler. Demokrasi kavgalarının tarihini 4 Mart 2016 gecesi Yenibosna’da yazdılar. Bugün 2 sene sonra o bedeli çok daha ağır şekillerde ödüyorlar. Bir kısmı şuan Silivri’de müebbetle yargılanıyor, bir kısmı ise yurtdışında memleket hasreti çekiyor. Hepsinin bir ortak özelliği var, sevdiklerine kavuşmayı bekliyorlar. Babalarımızı hapse tıkan, sürgüne gönderen, hain ilan eden, onlara zulmeden muktedirlere karşı tekrar söylüyoruz; Biz babalarımızla gurur duyuyoruz…

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here